Advertisement

20. İstanbul Tiyatro Festivali için tüyolar

20. İstanbul Tiyatro Festivali için tüyolar

İstanbul Tiyatro Festivali'nin bu yıl yirmincisi gerçekleşiyor. Bir süredir iki yılda bir düzenlenen ve bu yıl 3-28 Mayıs'da yapılacak İstanbul Tiyatro Festivali, meraklıları için muhteşem bir fırsat. 20 festivalden kimler gelmiş, kimler geçmiş diye baktığımızda, Tiyatro Festivali’nin tiyatronun seçkin topluluklarını, müthiş yönetmenlerini, ustaların ustası oyuncularını İstanbul'a taşıdığını görüyoruz. Hayal bile edemeyeceğimiz aktörleri canlı olarak İstanbul sahnelerinde izleme fırsatı bulduk. Hatta bazılarımız, kimmiş bu ünlü zat, pek ahım şahım biri değil, diye atıp tutarak tatmin oldu. İKSV sayesinde izlediğimiz ünlü-ünsüz sayısız sanatçı sayesinde günümüz tiyatrosunun yeni akımlarını, yönelimlerini, sahne tasarımlarını, modern performans yöntemlerini, büyü gereçlerini, yanılsama taktiklerini, video art’ın, filmlerin oyunlarda kullanımını gördük. Özellikle genç tiyatrocular, tiyatro festivalinde izleme fırsatı buldukları deneyimlerden ve yeniliklerden ilham alarak deneysel ve alternatif pek çok yapıtla sahnelerimizi zenginleştirdiler. İstanbul Tiyatro Festivali’nin bütün festivaller içinde çok özel bir yeri var. Sadece sahnelenen oyunlarla değil, düzenlediği atölyeler, söyleşiler, masterclass ve panellerle tiyatronun ustalarından ders almamızı sağlayan festivale çok şey borçluyuz.

Bu mayıs ayında neler göreceğiz? Bir tiyatro festivali müdavimi öncelikle bir daha görme fırsatını bulamayacağı yabancı oyunları tarar. “Shakespeare’in Bütün Ölümleri” gözümüze çarpıyor ilk bakışta. Shakespeare denince akan sular durur ne de olsa. Gökyüzündeki yıldızlar selam durur büyük ustaya. Shakespeare'in 400. ölüm yıldönümünde, insanlık var oldukça değerini ve önemini yitirmeyen, her çağda güncelliğini koruyan oyunlarının bu yeni kolajını izlemek büyük bir zevk olacak. Shakespeare'in oyunlarında soytarılar her daim önemli rol oynarlar. Hiç kimsenin gerçekleri söyleyemediği bu yalan dünyada soytarılar şakayla karışık gerçeğin sözcüsüdürler. “Shakespeare'in Bütün Ölümleri”nde Shakespeare’in “ciddi, taşkın, akıllı ve komik” dört soytarısı, bazen dokunaklı, bazen müzikal ve her daim deli dolu bir tarzda trajedilerdeki ölümleri traji-komik bir biçimde canlandıracak. 

Efsanevi Kanadalı yönetmen Robert Lepage, unutulmaz yapıtı “Needles and Opium”u 20 yıl sonra yeniden kurgulamış. Youtube’daki kısa fragmanı bile nasıl büyüleyici bir sahne tasarımı olduğunu kanıtlıyor. Sanatın ve aşkın yeniden keşfi gibi tiyatronun büyüsünü yaşatan benzersiz bir yapım seyircisini bekliyor. Şair Jean Cocteau ile ünlü caz sanatçısı Miles Davies'in bu sıradışı buluşması, Paris'in bulvarlarıyla New York’un caddeleri arasında büyüleyici bir yolculuğa davet ediyor bizi. Cocteau’un sözleriyle Marc Labreche’in olağanüstü performansını izlemek unutulmaz bir deneyim olacak. Müzik, sihir ve estetikle insan ruhunun keşfine çıkan bu sıradışı oyunu kaçırmamak gerek.

“Merhametliler”, (The Kindly Ones)  Jonathan Littell’ın 2006’da Fransa’da yayımlanan “Les Bienveillantes” adlı yaklaşık bin sayfalık romanının Guy Cassiers tarafından tiyatroya uyarlanması. Tartışmalara neden olan roman, olayları soykırımcı bir Nazi subayının gözünden anlatıyordu. Yahudi soykırımı suçunu işleyenlerin sadece canavarlar ve sapkınlar olmadığını, sıradan insanların da totaliterliğin hezeyanlarıyla birer caniye dönüşebileceğini gösteren Littell'ın romanı bu kez tiyatro oyunu olarak karşımızda. Bu oyunun konusu bize Hannah Arendt’in Nazi soykırımcısı Eichmann’ın yargılanması sırasında geliştirdiği “kötülüğün sıradanlığı” hakkındaki felsefesini hatırlatıyor. Bertholt Brecht’in küçük adamının kötülükleri seyrederken katıldığı cinayetleri de. “Merhametliler”, masum olduğunu düşünen seyircilerin bile içinde uyumakta olan bir canavar olduğunu gösteren ilginç bir deneyim. Kötülüğün bu kadar “sıradan” olması onları bağışlamak anlamına gelmiyor. Tam tersine insana bütün toplumsal kötülükler karşısında daha fazla sorumluluk yüklüyor.

“Gizli Yüz”, Mesut Arslan'ın Orhan Pamuk'un film senaryosundan yola çıkarak sahne tasarımcısı Erki De Vries'nin yaratıcı ışık koreografisinin de desteğiyle Türkiye ve Hollanda’dan bir grup oyuncu, karakterlerin gizli yüzlerini ortaya çıkarıyor. Sahnede bizi bir peri masalı gibi etkileyici ve düşsel bir dünya bekliyor. Son yıllarda yapımlarıyla dikkat çeken yönetmen Milo Rau'nun “Nefret Radyosu”, ırkçı bir radyo kanalı olan RTLM'yi aslına sadık kalarak kurgulanan bir arka planın önünde canlandırılan performanslarla radyodan telkin edilen ırkçı söylemin kışkırttığı nefret suçlarını deşifre ediyor. Pedro Zegre Penim’in, Fernando Pesoa’nın yaşamı ve yapıtlarından esinlenerek yarattığı “Zululuzu”, gençliğinin bir bölümünü Güney Afrika’da geçiren Pesoa ile birlikte Güney Afrika'nın en büyük etnik grubu olan Zulular'a ve Güney Afrika'ya bir saygı duruşu. Ayrımcılığa ve ırkçılığa karşı güçlü ve şiirsel bir performans. “Gerçek Hayattan Alınmıştır”, Christian Rizzo’nun 2004’te İstanbul’da bir festivalde izlediği bir halk dansının anılarından esinlenerek düzenlediği bu oyunu, eril Türk folklorunun kendisinde uyandırdığı duygular üzerine kurmuş. 

İstanbul Tiyatro Festivali’nde bu yıl ilk kez bir İran oyunu yer alıyor. Afseneh Mahian'ın sahneye koyduğu “Her Gün Biraz Daha”, 1981’den 2013’e uzanan tarihsel bir dönemde İranlı kadınların dramatik öykülerinden bir kesit sunuyor. Dar bir mutfakta üç İranlı kadının günlük hayatları içinde hayallerini, arzularını, acılarını, hayata tutunma çabalarını izliyoruz. Geleceğin seyircilerini yetiştirmek açısından çocuk oyunları büyük önem taşır. Festivalin tarihçesindeki ilk çocuk oyunu olan “Üç Yeşil Adam”, çocukların düş dünyasını zenginleştirecek bir oyun olarak hafızalarında iz bırakacak. Küçük seyirciler kadar ebeveynlerinin de zevkle izleyeceği bir oyun. İstanbul Tiyatro Festivali'nde birbirinden ilginç ve değerli yerli yapımlar da yer alıyor. Tiyatro, gittikçe kararan hayatlarımızda bir umut olmaya devam ediyor.

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış